MOĞOLİSTAN GÜNLÜĞÜ-TERELJ MİLLİ PARKI

mogo

     Bugün 4 Aralık 2016. Hava güneşli ve sıcaklık Moğolistan için mevsim normallerinin üstünde (-250). Beş kişiden oluşan ekibimizle Moğolistan’ın Töw eyaletinde yer alan Terelj Millî Parkında bizim için oldukça heyecanlı bir aktivite için öğlen 12.00’da yola çıkıyoruz.  Yaklaşık iki saatlik bir yolculuğun ardından Terelj Millî Parkına ulaşıyoruz. Burada bizi karşılayan rehberlerimiz, kısa bir sohbetin ardından bineceğimiz atları getiriyor. -25 derecede kar üstünde at binmek şu ana kadar hiç hayal etmediğim bir aktivite. Hele atayurtta. Seyrek ağaçların arasında yaklaşık bir saatlik soğuk ama heyecan verici bir yolculuğun ardından Tula nehri kıyısına ulaşıyoruz. Bu nehir Orta ve Kuzey Moğolistan’da Moğollar tarafından kutsal kabul ediliyormuş. 704 km uzunluğu olan nehir Khentii Dağları’nda doğup Ulan Batur’un güneyinden geçiyor. Tula Nehri Selenge Nehri’ne akan Orhon Nehri’nin kollarından. Genellikle kasımın ortasından nisanın ortasına katar buz tutan bu nehir bizi de bembeyaz buzlarıyla karşılıyor. Köktürk Yazıtlarında, Oğuzlar’ın bir zamanlar Tula Nehri boylarında yaşadığını bilmek ve bu nehre karlar üzerinde atla yolculuk yapmak insanı yaşadığı çağdan soyutluyor ve alıp yüzyıllarca geriye götürüyor. Düşünsenize Kül Tigin’in, Bilge Kağan’ın, Tonyukuk’un atını suladığı nehir kenarında ve at üstündesiniz. Tarifi imkânsız hisler içindeyiz. Nehir kenarından gelen Sibirya kurtlarının ulumaları ve havlamalarıyla irkiliyoruz. Rehberlerimiz seslere doğru at sürüyor, bizler de arkasından gidiyoruz. Biz yaklaştıkça sesler artıyor, tabi heyecanımız da. Nasıl artmasın o sesler az sonra kullanacağımız köpek kızaklarına bağlı Sibirya kurtlarının sesleri. Kızaklara yaklaşınca atlardan iniyor ve kızaklara yaklaşıyoruz. İtiraf etmeliyim bu kadar köpeği ilk kez bir arada görüyorum. Köpek sayısı seksen. Köpekleri besleyen ve bu işi yapan Moğol rehberimiz köpeklerin kendi çocukları gibi olduğunu, onları çok sevdiğini ve onlara ne kadar değer verdiğini anlatıp köpeklerin günlük et ihtiyacının 300 kg olduğunu söyleyince yaşadığım şaşkınlığı anlatmak güç. Kızakların nasıl sevk ve idare edileceğine dair aldığımız kısa bilgilerin ardından kullanacağımız kızaklara biniyoruz.  Arka arkaya verilen talimatlarla köpekler koşmaya başlıyor, çılgınca ve birlikte. Bir anda kızakla kendimi Tula nehrinin buz tutmuş suları üzerinde buluyorum. Heyecanım katlanarak artıyor; ulumaların, havlamaların köpeklere verilen direktiflere karıştığı muazzam bir atmosfer. İnanılır gibi değil ama bir düzine köpek tarafından çekilen bir kızağı sevk ve idare ediyorum. Birkaç dakika gibi geçen bir saatlik yolculuk sonrası son aktivite için kampa dönüyoruz. ATV’lerimiz hazır. Motorlar çalıştırılmış ve bizi bekliyor. Biz anda Türkiye’ye gidiyorum. Kısa süre önce motorumu garaja yerleştirirken artık yaza kadar motora binemeyecek olmanın derin hüznünü yaşadığım geliyor aklıma. 15 derecenin altında binmeye cesaret edemediğim motora -25 derecede ve de kar üstünde binecek olmanın heyecanı anlatılabilecek şey değil. Soğuğun iliklerinize işlediğini biliyorsunuz ancak bırakmak ya da ara vermek gelmiyor içinizden. Uzun zamandır istediği oyuncağa kavuşmuş ve sınırsız oynayabileceği söylenmiş bir çocuk gibi hissediyorum kendimi. İki saate yakın karlar içinde deliler gibi ATV kullanıyoruz ve maalesef oyuncağımızın sınırsız olmadığını öğreniyoruz. Kampa döndüğümüzde tüm ekipte yorgunluk, mutluluk ve heyecan had safhada. Güzel bir akşam yemeğinin ardından bu aktiviteyi düzenleyen İbrahim Bey’e teşekkürle Ulan Batur yolundayız. Herkes mutlu, herkes uykulu, herkes yorgun ve herkes bu coğrafyanın güzelliklerine aç. Muhakkak yeni aktiviteler olacak ve sizlerle paylaşılacak. Esen kalın.